Öteki satır

şimdi değilse ne zaman?


Temmuz

Published by

on

Saat üç. Savsak adımlarla evimin olduğu sokağa girdim, aklımın yarım başında olduğu bir gün daha; ben Temmuz.


Ailem doğduğum ayı adım yapmaktan ileriye gitmemiş. Evvelinde de sarhoşluk hatası diye tanımlanan bir tohum olarak ana rahmine düşmüşüm zaten. Ne beklenirdi benden; savsak adımlı, aklı yarım başında bir adam olmamdan başka?

Anahtarı deliğe sokmaya çalışırken bir Serdar Ortaç şarkısı mührü bozuk dudaklarımdan fısıltıyla çıkıyor. Gecenin üçünde insanları rahatsız etmek benden bile beklenmez, yani, bence.

Merdiven demirliklerine tutunarak daireme doğru çıkmaya başladığımda ayakkabımın çıkarttığı ses yüksek gelmeye başladı.
“Şşş…” diye bir nida döküldü ağzımdan.
Evet, ayakkabıma seslendim, biraz sessiz olmalı canım…

Saat üç buçuğa geliyordu ben zift gibi kahvemi içerken. Eskiden, sarhoş olduktan sonra içilen sade Türk kahvesi komik gelirdi . O kadar para boşuna gitmiş gibi. Yahu içip sarhoş olmaya geldiğim yerde üstüne tekrar para verip tekrar ayılmaya çalışmak nasıl bir döngüydü?
Fakat sonraları pek düşünmemeye başladım böyle şeyleri. Elbette melankolik yapım gereği fazla düşünecek şeyim varken üstüne rakıdan sonra içilen kahveyi düşünmek yük oluyor insana biliyor musunuz. Varoluşsal sancılarım bana yeter üstüne düşünecek maddesel durumlar katmıyorum.

Saat dört, yalnızca soğuk duş alıp beynimin berraklaşmasını beklemekle geçti.

Saat beş. Susmanın en hatırlı saatleri sabaha karşı beş civarıdır. Yazın penceresi açık odamda öylece yatağa uzanmış tavana bakarken; şanslıysam perdeyle dans eden rüzgar bana eşlik eder. Ellerim birleşmiş, midemin kaburgalarla dolu hapishanesinin üstünde, sessizce hüznümü yaşarım. Bazen, öyle derin düşünceler tavana yansır ki, aklım başımdan gitmek ister, zor tutarım.

Saat yedi. Yalnızlığım ve hüznümün bavulu toplama saati. Hüznüm düşüncelerimi bavula sığdırmaya çalışırken, yalnızlığım bir köşede bekler onları. Bir gün o bavula tavandaki düşüncelerim sığmazsa ne yaparız diye düşünmekten yardım edemez belki de.

Yalnızlığım; eski ve kadim dostum. Kabullenişimden bu yana beni düşünür olmuş. Eskiden yakardı canımı, kabullendikten sonra o da sakinledi sanki.

Yalnızlığım; eski ve kadim dostum, hüznümle beni baş başa bırakmadığından minnetar olduğum.

Ve saat sekiz, ne demek bilir misiniz? yediden beri çalan alarmların sonu demek. artık herkes heybesindeki yalnızlığa ve hüzne veda etmiş, bilindik yollardan günlerini yaşamaya başlamış demek.

Zeyneb Yurdakul.

Yorum bırakın

Previous Post
Next Post