“İçimde geç kalmışım gibi bir telaş var ömür. Çözemiyorum neye geç kaldığımı. ama hissediyorum bir yerlerde bir şeyleri kaçırıyorum. Çektiğim Sigaranın dumanı ciğerlerime doldu da yaktı bile. Bu kadar hızla akıp giden zamanda yerimi kaybettim, bulamıyorum. “ bir nefes daha çekti sigarasından, ihtiyaçmış gibi, su gibi ciğerlerine doldurdu zehri.
“Nerede olmalı, nerede yaşamalı…Kendini geç kalmış hissetmemek için daha ne yapmalı insan?”
“Ben burda doğdum, iki sokak var doğup büyüdüğüm evle. Mezarım büyük ihtimalle bu ilçeye çok yakın bir mezarlığa gömülür hatta. Ömür, nereye gitsem, nerde yaşasam da başladığım yerle bittiğim yer çok yakın olacak.”
“Duvarlarım çok yüksek, çıkamıyorum. Ömür, ömür geçiyor, ben gidemiyorum.”
Sustu Ayşe. Ömür de cevap vermeyince konuşma orada kesildi yeniden. Az sonra Ayşe tekrar konuşacaktı, ömür ise en iyi bildiği şeyi yapıp susacaktı. Ömür dilsizdi, sağırdı ve fakat Ayşe’nin en yakın arkadaşıydı.
Ayşe ise, kendini Ayşe gibi hisseden biriydi. O kadar sade, herkes gibi, çok düşünülmemiş bir insanmışçasına.
“İnsan adı ile yaşarmış ömür. Benim ismimi sokakta bağırsan, en az dört beş kişi döner de bakar. Ben öyle alelade olacak kadın mıydım? Ben herkes gibi olmaya mahkum bırakılmışım. Görmüyorlar beni ömür, bilmiyorlar.”
“Herkes için, kimseyim işte…”
Gözlerini kapattı tekrardan Ayşe, yeniden bir sahnede hayal etti kendini. Ah bu arada, Ayşe kendini hissettiği gibi biri değildi asla. Hayal gücü çok yüksek, empati duygusu ise kimsede olmayacak kadar çoktu. Herkesi anladığı için, hiç kimse olmak zor geliyordu Ayşe’ye.
Gözleri kapalı bir şekilde ayağı kalktı Ayşe, koca bir sahnedeydi, binlerce kişinin karşısında gecenin karanlığında tüm ışıklar ona dönmüş vaziyetteydi. Çekinmedi, utanmadı, hayatında ilk kez bu denli özgüvenliydi belki de.
“Merhaba, ben kimse. İçinizden en az iki yüzünüzle aynı ismi taşıyan, sokakta yürürken koluma çarpmaktan çekinmediğiniz o kişiyim. Ben hepinizi farkediyorken, sizin fark etmediği alelade biriyim.
Hiç birinize kinim yok, nefretim de. Ben öyle duyguların insanı değilim çünkü. Yük etmem yüreğime, taşıyamam onca yolu kasvetle. Tembelim bir kere, üşenirim.“
Benlik duygusunun ne denli yüksek olduğu; farkedilmediğini düşünmesinde gizliydi.
“Tanrı benimle ne kastetmiştir diye soramıyorum bile, öyle küçük hissediyorum ki, hakkım yokmuş gibi. O kadar kimse hissediyorum ki, bir yaratıcının beni yaratabileceğini düşünmek ütopik ve saçma geliyor. Önemsemiyorum kendimi. Acaba olması gereken bu mu? Her şey o yüzden mi bana olabilirmiş gibi geliyor? İnsanlık neden bir yaratıcının olduğuna ve onun da kendilerini yarattığına inanıyorlar? Önemli biri olduklarını düşündüklerinden mi?”
zıtlıkların insanıydı Ayşe; böylelikle nötrlüyordu kendini.
“Her şeyin bir tesadüf olması, bir yaratıcıdan daha olası geliyor bana.”
“Evet evet, bunca kötülük, güç, hırs…” Ayşe tüm hayal dünyasından kopmuştu, yere çöküp oturdu, artık kendi kendine konuşuyordu.
“Bir yaratıcı olsa, neden yarattığı evreni kirleten bir varlık daha yaratır? Yahut hepimizi kendine inandırmaz?” Yere doğru uzandı, ellerine baktı sigarası yoktu. Kafasını sağa, sola çevirdi. Sigarası yoktu.
“Ömür, sigaramı gördün mü?”
Cevap yok.
“Ömür, onu da sen içtin değil mi? Hep böyle yapıyorsun, farketmeden herşeyimi çalıyorsun.“ güldü Ayşe, güldü ömür.
Bir ömrün nasıl harcanabileceğine örnekti Ayşe. Ömre bedel bir amaç ararken, ömürdende olduğumuz sefil bir yaşam.
Derin bir nefes aldı Ayşe, aklını kurcalayan şeyleriöylece fısıldadı, kadim dostu Ömüre,
“Kendime, kendimi sığdıramadım. Bulmak için çıktım; kaybolduğum yeri evim yaptım. Bir gün olurda kendimi bulursam; sığamam birikmişliğin yurduna.”
“Bir ömür, niye bu kadar ciddiyetle yaşanır, yaşayacağım derken harcanır?”
Yeniden bir sessizliğe kavuştu her yer. Ayşe böyleydi, içinde tonlarca cevapsız sorusu vardı doğru cevabı vereni yoktu.
ZEYNEB YURDAKUL.


Yorum bırakın